Yaşamın Anahtarı: Etik Bir Disiplin Olarak “Ahimsa”

Agnotolojik Bir Yüzleşme: İnşa Edilmiş Cehaletten Hakikate

Bilgi çağında yaşamamıza rağmen, bildiklerimiz ile eylediklerimiz arasında derin bir uçurum var. Bilim tarihçisi Robert Proctor, bu durumu Agnotoloji (Bilgisizlik Bilimi) ile açıklar. İçinde bulunduğumuz sistem; bazı gerçekleri (hayvanların hissedebilirliği gibi) stratejik olarak görünmez kılarak toplumsal bir “bilmeme hali” inşa eder. Bu, pasif bir bilgisizlik değil, konforlu (sanılan) bir karartma stratejisidir.

Tarihsel Bir Yanlışlama: Güç Mitosunun Çöküşü

Agnotolojinin en başarılı olduğu alanlardan biri “fiziksel gücün kaynağı” konusudur. Egemen kültürel anlatı bize gücün “başka bir bedeni tüketmekten” geldiğini söylese de, bilimsel veriler bunu yalanlar. Viyana Üniversitesi tarafından Efesli gladyatörlerin kemikleri üzerinde yapılan analizler, dönemlerinin bu en güçlü figürlerinin Hordearii (Arpa Yiyiciler) olarak anıldığını ve güçlerini bitkisel kaynaklardan aldıklarını kanıtlamıştır. Yani “et güçtür” algısı, biyolojik bir zorunluluk değil, kültürel bir kurgudur.

Etik Bir Çağrı: “Öteki”nin Yüzü

Bu kurgunun perdesi aralandığında, karşımıza felsefenin en temel sorunu çıkar. Emmanuel Levinas, etiği “felsefenin ilk prensibi” olarak görür ve sorumluluğun “Öteki’nin Yüzü” ile karşılaştığımızda başladığını söyler. “Öteki” (bu bir insan veya hayvan olabilir), bizi bencilliğimizden sıyrılmaya çağıran savunmasız bir otoritedir.

Türcülük, tıpkı ırkçılık gibi, Levinas’ın işaret ettiği o “Yüz”ü silerek meşrulaşır. Kadim metinlerde Himsa (şiddet/zarar verme) olarak tanımlanan eylem, “doğal bir dürtü” değil, faili olduğumuz bilinçli bir seçimdir.

Sistematik Cehaletten Bilişsel Yanılsamaya: Avidya

Robert Proctor’un tanımladığı Agnotoloji, cehaletin sistematik ve toplumsal inşasını ifşa ederken; kadim mantık ekolleri, cehaletin bilişsel ve zihinsel kökenlerine odaklanır.

Avidya (Bilişsel Yanılsama): Hem Nyaya (Mantık) hem de Buda ekollerinde cehalet; sadece “bilgi eksikliği” değildir. Gerçeğin doğasını zihinsel olarak yanlış kavramaktır. Geçici olanı kalıcı, acı vereni haz vereni, “öteki”ni ise kendinden bağımsız bir düşman sanma yanılgısıdır.

Nirvana (Sönümlenme): Bu bağlamda Nirvana; lineer bir “göğe yükseliş” değil, seküler bir zihin bilimi terimidir. Kelime anlamıyla “sönümlenme” demektir. Zihni körelten bu Avidya’nın (yanılsamanın), neden-sonuç ilişkisi kavranarak mantıksal bir süreçle söndürülmesidir.

Dolayısıyla Ahimsa (zararsızlık), dini bir korku değil; bu bilişsel perdenin kalkmasının mantıksal bir sonucudur.

Sonuç: Ontolojik Birlik

Levinas’ın “öteki” üzerinden yaptığı sorumluluk çağrısı, kadim varlık bilgisinde ontolojik bir yanıt bulur: Tat Tvam Asi (Sen O’sun).

Tıpkı İslam felsefesindeki Vahdet-i Vücud veya En-el Hak kavramlarında olduğu gibi; bu ifade sadece duygusal bir empatiyi değil, ontolojik bir birliği işaret eder. Karşındaki canlının gözündeki yaşama arzusu ile sendeki arzu, aynı Töz’den gelir. Bu varlıkbilimsel gerçeği idrak etmek, şiddeti mantıken imkânsız kılar. İnsan, “öteki”nin bir yansıma değil, en az kendisi kadar gerçek ve hissedebilen bir özne olduğunu anladığında, ona zarar vermesi, bizzat varoluşun kendisine zarar vermesi demektir.

Özgürleşme; işte bu sistematik (agnotolojik) ve bilişsel (avidya) perdelerin yırtılması, kişinin hakikatle tutarlı bir bütünlüğe erişmesidir.

Tags:#beden #nefes #bilim #felsefe #hayvan #insan #dünya

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Latest Comments

Görüntülenecek bir yorum yok.