Somatik Anlam Rehberliği Nedir?

Somatik Anlam Rehberliği, beden, anlam ve varoluş arasındaki ilişkiyi araştıran disiplinlerarası bir çalışma alanıdır.

Önce “somatik” kelimesini açmak önemli.

Somatik, Eski Yunanca sōma — beden — sözcüğünden gelir. Yunanca sōmatikos ise “bedene ait” ya da “bedenle ilgili” anlamındadır.

Dolayısıyla en temel anlamıyla somatik çalışma, bedenle ilgili olanı araştırır.

Ancak çağdaş somatik çalışmalarda beden yalnızca dışarıdan gözlenen anatomik bir nesne olarak ele alınmaz. Somatik alanın önemli isimlerinden Thomas Hanna, soma kavramını bedenin birinci şahıs deneyimini de içerecek biçimde kullanır: hareket eden, hisseden ve çevresiyle ilişki kuran canlı beden.

Somatik Anlam Rehberliği’nde benim ilgilendiğim yer de burasıdır.

Beden ile anlam arasında nasıl bir ilişki vardır?

Bir düşünce yalnızca zihinsel midir?
Bir değer, bir yönelim ya da bir anlam bedenlenebilir mi?
Dikkatimiz, hareketimiz, çevremiz ve ilişkilerimiz yaşadığımız anlamın bir parçası olabilir mi?

Benim için Somatik Anlam Rehberliği bu soruların çevresinde başlıyor.

Bu sorunun arkasında birbirinden farklı ama birbiriyle konuşabilen düşünce ve uygulama gelenekleri var.

Logoterapi ve varoluş

Viktor Frankl’ın logoterapisi ve varoluşçu analizi, insanı yalnızca düşünceleri ve duyguları üzerinden ele almaz. Bedensel, psikolojik ve noetik — yani anlam, değer ve varoluşla ilişkili — boyutları birlikte düşünür.

Logoterapide anlam, zihnimizde üretip daha sonra yaşama uyguladığımız soyut bir fikir değildir.

Anlam; bir ilişkiye nasıl karşılık verdiğimizde, yarattığımız bir şeyde, bir deneyimle karşılaşmamızda, aldığımız bir sorumlulukta ve yaşamın bize açtığı olanaklarda belirebilir.

Somatik çalışma burada başka bir soru ekler:

Bu karşılaşma bedenimizde nasıl yaşanıyor?

Çünkü yön, merak, yakınlık, sınır, hareket ve canlılık yalnızca kavram değildir. Aynı zamanda bedenlenmiş deneyimlerdir.

Meditasyon, mindfulness ve bedenlenmiş dikkat

Meditasyon ve bugün sıklıkla mindfulness olarak adlandırılan farkındalık pratikleri de bu araştırmanın araçlarından biridir.

Fakat onları yalnızca gevşeme teknikleri olarak ele almıyorum.

Buda ekolünde dikkat, zihin ve beden üzerine yapılan çalışmalar; deneyimin nasıl oluştuğunu, algının nasıl şekillendiğini ve kendimiz dediğimiz şeyin ilişkilerden ne ölçüde bağımsız olduğunu sorgulayan çok daha geniş felsefi ve uygulamalı bağlamlara sahiptir.

Burada Buda ekolünü bir din ya da mistik inanç sistemi olarak değil; dikkat, deneyim, zihin, beden ve varoluş üzerine geliştirilmiş bir düşünce ve uygulama geleneği olarak ele alıyorum.

Örneğin śūnyatā, sıklıkla “boşluk” diye çevrilir.

Bu kavram bazen “hiçlik” ya da “anlamsızlık” gibi okunmuştur. Oysa Buda ekolündeki temel meselelerden biri, varolanların sabit, bağımsız ve değişmez bir özle var olmadığını fark etmektir.

Boşluk, hiçlik değildir.

Tam tersine, varoluşu ilişki içerisinde düşünmenin yollarından birini açar.

Bu nokta benim için logoterapiyle ilginç bir temas yaratır.

Buda ekolü ile Frankl’ın varoluşçu yaklaşımı aynı şeyi söylemez. Farklı tarihlerden, farklı sorulardan ve farklı kavram dünyalarından gelirler.

Fakat ikisi de insanı kapalı, değişmez ve dünyadan bağımsız bir varlık olarak düşünmemek için bize güçlü araçlar sunabilir.

Bu düşünceler Türkçeye de yabancı değil

Bu yolculukta beni en çok etkileyen karşılaşmalardan biri Kadim Uygurca metinler oldu.

Bugün çoğunlukla Sanskrit, Pali, Tibetçe ya da İngilizce terimler üzerinden tanıdığımız meditasyon ve dikkat pratiklerinin yüzyıllar önce Türkçe metinlerde de karşılıklar bulduğunu görüyoruz.

Kadim Uygurca metinlerde sakınçsamādhi ve dhyāna gibi meditasyon ve zihinsel yönelimle ilişkili kavramlarla karşılaşıyoruz.

Bu, bu pratikleri herhangi bir kültüre “ait” ilan etmek anlamına gelmez.

Bana başka bir şeyi hatırlatıyor:

Fikirler, uygulamalar ve kavramlar yüzyıllardır coğrafyalar arasında dolaşıyor; çevriliyor, yeniden yorumlanıyor ve yeni ilişkiler kuruyor.

Güney Asya, Orta Asya, Tibet, Çin ve Avrupa arasında gerçekleşen bu uzun düşünce dolaşımını yalnızca iki karşıt kutup üzerinden okumak bu nedenle bana yeterli gelmiyor.

Soma, anlam ve ilişki

Somatik Anlam Rehberliği bu alanları tek bir sisteme dönüştürmeye çalışmaz.

Logoterapiyi Buda ekolüyle, yogayı sinir sistemi çalışmalarıyla ya da mindfulness’ı felsefeyle birbirine eşitlemez.

Bunun yerine aralarındaki temas noktalarını araştırır.

Beden burada yalnızca biyolojik organizma değildir. Zihin yalnızca kafanın içinde gerçekleşmez. İnsan da, diğer hissedebilir canlılar gibi, çevresinden ve kurduğu ilişkilerden bağımsız değildir.

Bu yüzden çalışmalarımda şu sorularla ilgileniyorum:

Beden nasıl anlam taşır?
Anlam nasıl bedenlenir?
Dikkat, hareket ve ilişki yaşam yönümüzü nasıl şekillendirir?
Ve yaşamla daha bilinçli bir ilişki kurmak nasıl mümkün olabilir?

Somatik Anlam Rehberliği benim için bu soruların hazır cevaplarını vermekten çok, onları beden ve yaşam deneyimi üzerinden araştırabileceğimiz bir alan açmaktır.

Birlikte Çalışmak

Somatik Anlam Rehberliği yalnızca kuramsal bir araştırma alanı değil; bireysel çalışmalarımın da çerçevesini oluşturuyor.

Logoterapi ve Varoluşçu Analiz alanındaki çalışmalarımı soma ile buluşturuyor; anlam, yön, değerler, ilişkiler ve varoluş üzerine çalışırken bedensel deneyimi de sürecin bir parçası olarak ele alıyorum.

Somatik farkındalık, meditasyon ve mindfulness pratiklerinin yanı sıra yoga da gerektiğinde kullandığım uygulama araçlarından biri. Burada yoga yalnızca fiziksel hareketlerden oluşan bir pratik değil; beden, dikkat, nefes ve felsefi araştırmayı bir araya getirebilen daha geniş bir çalışma alanı olarak yer alıyor.

Bu Yaklaşım Nasıl Gelişti?

Bu yaklaşım; akademik çalışmalarımın, Logoterapi ve Varoluşçu Analiz eğitimlerimin ve yıllar içinde farklı bedensel disiplinlerde edindiğim deneyimlerin kesişiminde gelişti. Hermann Hesse’nin Siddhartha eserindeki Uzak Doğu imgelemi ve oryantalizm üzerine tamamladığım lisansüstü tez çalışması sırasında, bugün yoga, meditasyon ve mindfulness gibi alanlarda karşılaştığımız pek çok kavramın tarihsel ve felsefi arka planlarını daha derinden inceleme fırsatı buldum. Bu araştırma, farklı düşünce ve uygulama geleneklerinden gelen kavramların günümüzde nasıl bağlamından koparılabildiğini, sadeleştirilebildiğini ya da başka amaçlarla yeniden yorumlanabildiğini görmemi sağladı.

Bu konulara yalnızca akademik ve felsefi olarak değil, beden ve uygulama üzerinden de eğildim. Yoga ve meditasyonun yanı sıra tiyatro, dans, müzik, savunma sanatları ve farklı somatik çalışmalar aracılığıyla beden, dikkat, hareket, duygu ve anlam arasındaki ilişkiyi uzun yıllar boyunca deneyim içinde araştırdım. Böylece düşünsel olarak incelediğim meseleleri yalnızca kavramsal düzeyde değil, bedensel deneyim içinde de gözlemleme imkânı buldum.

Güncel Araştırmalarla Bağlantılar

Uluslararası bir psikoloji dergisinde yazar olarak çalışmam da bu yaklaşımın güncel araştırmalarla temasını sürdürmemi sağlıyor. Psikoloji, beden, travma, anlam, farkındalık ve deneyime ilişkin güncel çalışmaları düzenli olarak takip ediyor; bilimsel literatürdeki yeni bulguları kendi eğitim ve uygulama alanlarımın süzgecinden geçirerek çalışmalarımın içine entegre ediyorum.

Somatik Anlam Rehberliği’nde bir araya getirdiğim yaklaşımın önemli bir bölümü, akademik araştırma, güncel bilimsel çalışmalar ve bedensel deneyimi birbirinden ayırmadan sürdürdüğüm bu süreçten doğdu.

Bireysel rehberlikte hazır cevaplar vermekten çok, sizin için anlamlı olanı beden, yaşam ve varoluş bağlamında birlikte araştırabileceğimiz bir alan açıyorum.

Somatik Anlam Rehberliği kapsamında bireysel çalışmak isterseniz İlk Görüşme Formu üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

Ejder Atlas Akmaner
Somatik Anlam Rehberi